İnsan sarrafı

Sami oldukça yakın bir arkadaşımdır. Tanışıklığımız yirmi seneye dayanır. Tamircilik yapardı bir semt çarşısında. Dükkânın tabelasında sadece “Tamirci Sami” yazardı. Çünkü o kendisine getirilmiş onarılma ihtimali olan her şeyi tamir ederdi. Elektrikli ev aletleri, hatta radyo-teyp-elektrik süpürgesi gibi yarı elektronik aletler, çeşitli saatler, müzik aletleri, oyuncak gibi. Aklınıza ne geliyorsa Sami tamir edebilirdi. Hatta bazen, çocuklar kapıya bisikletleriyle gelip, “Sami Amca, bisikletimin zinciri çıktı, dinamosu bozulmuş, freni tutmuyor, yapar mısın?”  diye dil dökerlerdi. Eğer acil yetiştirmesi gereken bir işi yoksa, keyfi de biraz yerindeyse, masasından kalkıp, çocukların bisikletini bile onarırdı.

Sami sadece alet tamircisi değil, insan sarrafıydı. İnsanları gerçekten çok iyi tanırdı. Bir insanla yeter ki birkaç dakika konuşsun ya da onu izleyebilsin; Sami onun notunu verirdi. Verdiği bu notlarda genelde de yanılmazdı. Bu özelliğiyle de gurur duyar; “ben adamın koltuğunun altında kaç tane kılı var, onu bile bilirim” diye övünürdü. Okumaya devam et İnsan sarrafı

Düğün davetiyesi

Kemal Bey elinde davetiyesiyle beni ziyaret ettiğinde, yıllar sonra bir düğüne gideceğimi hiç düşünmemiştim. Uzun bir süredir çok yakınlarımın düğünlerine gitmediğim yetmezmiş gibi, sonrasında bile, ne ziyaret ederek, ne de arayarak kutlamıştım evlenenleri. Bu nedenle kimlerin evli olup olmadığını bilmediğim gibi, bildiklerimi de, aklımda tutma ihtiyacı dahi duymuyordum. Tesadüf eseri, karşılaşmalarda eski tanıdıklarımdan bazılarının evlenmiş olduğunu hatta çocukları bile olduğunu öğrendiğimde, “aaa sen evlendin mi, sanırım hanımefendi de eşin, ne gereği vardı neden böyle bir saçmalık yaptınız ki?” gibi moral bozucu şeyler söylemekten de kaçınmam. Hele çocukları da olduysa, peşinden “yazık değil mi bu çocuğa, dünyaya getirerek ona kötülük yapmışsınız” diye eklerim hiç çekinmeden.

Büromun mülk sahibi Kemal Bey, bu düşüncede olduğumu bilmediğinden, elinde davetiye olduğu halde bana geldiğinde, önce davetiyenin benimle bir alakası olabileceğini düşünmedim. Daha doğrusu böyle durumlarda kasıtlı olarak düşünmem. Çünkü düşünceler bulaşıcıdır, önce kendisini yapıştırıp ardından eylemini de getirir diye bir inancım olduğunu inkâr edecek değilim elbet. Lakin Kemal Bey selam verdikten sonra elindeki kabartmalı yazılarla, papirüs görüntüsündeki kocaman davetiyeyi uzatıp, “Galip Bey, kızımızın düğünü var, gelirseniz seviniriz” dediğinde bunun bir düğün davetiyesi olduğunu anlamama rağmen, düğüne gidebileceğim düşüncesinin kıvılcımları dahi hâlâ oluşmadı bende. Geçmişte de, bu tür teşebbüsler olursa, daha davet sahibi yanımdan ayrılır ayrılmaz, davetiyeyi top, çöp sepetini pota yapardım. Kemal Bey’in davetiyesini top yapmamamın sebebi ise düğüne gidebileceğim düşüncesi değildi. Birincisi, davetiyenin top şekline getirilmeyecek kadar sert olan kâğıdının köşelerinin elime batması ve ikincisi, böyle zarfın içine nasıl bir kâğıt koyduklarını sırf kâğıt teknolojisinin geldiği noktayı merak etmemdi. Okumaya devam et Düğün davetiyesi