Özel günler üzerine

Şubat ayı geldiğinde beni bir sıkıntı basar. Çünkü, özel günlerin içinde en sahtesi ve kokuşmuş olanı Sevgililer Günü. Diğer özel günleri akladığım sanılmasın. Doğum günleri, Anneler ve Babalar Günü, tanışma yıl dönümleri, hatta biraz genele yayarsak Evlilik yıl dönümleri de bana olabildiğince gereksiz ve yapmacık gelir. Çoğu insanın bir şekilde kutladığı ya da bir şekilde dahil olduğu bu özel günlerle ilgi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Doğum Günleri

Doğum günü bir canlının yaş değiştirmesinden başka bir şey değil. Böyle olmasına karşın, günler öncesinden yapılan hazırlıklar, programlar, alınan hediyeler ve o gün yapılan kutlamanın mantığını anlamaya çalışıyorum ama maalesef geçerli bir sebep bulamıyorum. Bir insan yaş değiştirdiği için bu kadar curcuna neden yapılır? Bu kadar gereksiz harcama, rol kokan konuşmalar neden yapılır, çoğu hiçbir işe yaramayan hediyeler neden alınır? Zira tüm bu yapılanlar, o kutlamaya katılan diğer insanlar için de, yapılması zorunlu haline gelir. Yani, bir doğum günü kutlamasına gelen ne kadar insan varsa, bu gereksiz harcamalar ve sahte konuşmalar o kadar tekrar edip durur. Oysa ertesi gün olduğunda, bu kutlamadan eser kalmaz. Hiçbir şey olmamış gibi (aslında olmamıştır çünkü), gerçek hayat kaldığı yerden devam eder.

Benim nüfus kütüğüne kayıtlı yaşım ile gerçek yaşımın arasında dağlar kadar fark var. Gerçek yaşımı yıl olarak bilmeme rağmen gün olarak öğrenmem yirmili yaşlarımda olmuştur. O da kesin değil, tahminler üzerinden. Dedem öldükten üç ay,  amcamın oğlu doğduktan yirmi gün sonra doğmuşum da, çok kış varmış da, yollar kapalı olduğu için katırlarla gidip başka köyden ebe getirmek istemişler de, hangi ay olduğu belli değil ama, Salı günü olabilirmiş de… Falan da filan… Uzun uğraşlar sonucu bir tarihte karar kıldık. O günkü aklımla bu kadar eziyeti neden çektiğimizi de hâlâ anlamış değilim. Bu tarihten sonra yakın ailem bir süre doğum günümde bana hatırlatmalar yaptılar ama hiç kutlama yapıldığını hatırlamıyorum. Hayatım da tek kutlama, bana sürpriz olarak yapıldı ve bundan çok mahçup oldum.

Sonra çocuklar olunca onların doğum günleri, çevre etkisiyle kutlanmaya başladı. O günler benim için çok sıkıntılı oluyordu. Bu kutlamalara katılmak ya da bir şeyler yapmak hiç içimden gelmiyordu. Neyse ki, çocuklar büyüyüp de bu durumumu anlayacak yaşa geldiklerinde, hem doğum günlerinde, hem de Babalar Günü’nde aramızda bu sahtekârlığı yapmama kararı aldık.

Doğum günü hikâyelerinin bir de Facebook ayağı var ki evlere şenlik. Doğum günü çocukları o gün Facebook başında gelen mesajlara tek tek özenle cevaplar veriyor, en sonunda veciz bir teşekkür mesajı yayınlıyor. Sonra da kendi doğum günü “beğen”lerini ve mesajlarını sayarak arkadaşlarınınki ile kıyaslıyor ve bundan bir sonuç çıkartıyor. Facebook’dan da allah razı olsun, o gün için doğum günü çocuğuna videolar hazırlıyor, diğer tüm arkadaşlarına bildirim gönderip hatırlatıyor. Vay ki ne vay… Bunların hiç birine katılmadığım gibi, garipsediğimi de ifade etmeliyim.

Özellikle doğum günlerinin bir de hediye ayağı var ki, işin içinden çıkmak mümkün değil. Diyelim bir kişinin çevresinde doğum gününü kutladığı elli kişi var. Bu şu anlama geliyor; yılda elli defa sadece doğum günü hediyesi almak zorunda. Bu hediyeler çoğu zaman ihtiyaç olmayan, bir defa bile kullanılmayan şeyler oluyor. Diğer taraftan bu kişi, elli kişiden de çoğu işe yaramayacak hediyeler alacak aşağı yukarı. Yani bir insan elli kere saçma sapan harcama yapıp, elli kere de saçma sapan hediye alıyor. Kimin umurunda? Doğum günü kutlandı ya ona bak! Sahte davranışların üzerine bir de israf ekleniyor. Buna bir de, yine israfa yönelik alınan yılbaşı hediyelerini ilave etmek hiç yanlış olmaz.

Sevgililer Günü

Tüylerimi diken diken eden bir gün. Bunun bir çok ayağı var; evli sevgililer, beraber yaşayan sevgililer, anlık sevgililer diye uzayıp gidiyor. Evli sevgililer işi çok derin. Aslında daha çok kadınlar açısından acınası bir durum. Erkeklerin çoğunluğu, evlilik hayatındaki ihmalkârlıklarını, kolektif yaşamdaki sorumluluklardan kaçmalarını ve ayrımcı davranışlarını o gün güzel bir hediye ve güzel bir kutlamayla temize çıkartıyorlar. O kutlama, geçmiş ve gelecekteki sorunları örtbas ediyor. Her şey unutuluyor ve yeni sorunlar için alanlar açıyor. Maalesef kadınlar da buna çanak tutuyor.

Diğer beraberlik durumlarındaki sevgililer günü de, sanki bir önceki gün ya da bir sonraki gün sevgili olunmayacakmış gibi hunharca kutlanıyor. Pahalı hediyeler alınıyor (pahalı olmazsa olmaz, hediyenin değeri sevginin ölçüsüymüş gibi), özel yerlerde kutlamalar yapılıyor. Sanki bunu başka zaman yapma şansları yokmuş gibi. Nedir bu şamata? Özel ilişkinizde sevginizin değerini mi ölçüyorsunuz? O gün yapılanlar mı belirliyor sevgililik durumunuzu? Hediyeler alarak kendinizi rahatlamış mı hissediyorsunuz? Ediyorsanız, aslında bu ilişkinin sorunlu olduğunun göstergesi değil mi? Siz zaten sevgili değil misiniz? Canınız ne zaman isterse, sevgilinizle o gün özel bir yemek yiyemez misiniz? Veya sevgilinizin ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz bir şeyi almak için, sevgililer gününe neden ihtiyaç duyuyorsunuz? Düşünüyorum, düşünüyorum kendimce mantıklı bir açıklamasını bulamıyorum.

Anneler ve Babalar Günü

En zorlandığım kısım bu. Aslında en saçma olanı bu. Çünkü insanların yine çoğunluğunun, en çok ihmal ettikleri yakınları genelde anne ve babaları oluyor. Bu özel günler de anne ve babaların gönlünü almak için bir fırsat olarak kullanılıyor. Anne ve babalar da, hiç yoktan iyidir deyip, çocuklarının o günkü ziyaretlerinden ya da en azından bir telefon görüşmesinden mutlu oluyorlar. Böyle düşününce normalmiş gibi görünüyor. Ama bence değil. Anne ve babaya karşı bir evlatlık borcu olarak, hatır saymak, sevgi ve saygıyla onların gönüllerini hoş tutmak isteniyorsa eğer, bu her daim olmalıdır. Zaten bu her daim olmayınca olay bu özel günlere kalıyor. Bir yıl boyunca, arayıp sorma, yakından ilgilenme, bir ihtiyaçları olup olmadığını öğrenme, o gün gelince bir çiçekle git, gönlünü al, bu iş çözülsün. Zavallı anne babalar, onlar da bunun farkında, ama ellerinden gelen bir şey yok. O özel güne razı oluyorlar. O özel gün sahteliğiyle mutlu oluyorlar.

Benim de zorlandığım bir konu bu.  Uzun yıllardır, anne ve babamı ihmal etmemeye gayret ediyorum. İhtiyaçları olduğunda yanlarında olmaya çalışıyorum. Yeteri kadar da arayıp soruyorum. Buna rağmen, o günler içimi bir sıkıntı basıyor. Benim üzerimdeki toplum baskısını, onların üzerinde de düşünüyorum. Aslında çocukluğumda ve ilk gençliğimde bu günlerden haberim bile olmazdı. Yetiştirildiğim koşullar öyleydi. Onlar da bilmezdi böyle günleri ve bir beklentileri olmazdı. Ama sonraki yıllarda, çevrenin ve medyanın bombardımanından onlar da etkilendi. O özel günlerde, belki yakındaki insanların çocukları arıyordur da, benim neden aramadığımı düşünüyorlardır. Ne düşündüğümü bildikleri halde, içten içe yine de aramamı bekliyorlardır gibi düşüncelerle boğuşa boğuşa en sonunda yine arıyorum. Ya da birkaç gün öncesinde genel bir konuşma yapmışsak, o konuşmanın sonunda gelecek “günü” de ekleyip, rahatlıyorum. Yani sisteme toplum baskısı aracılığıyla yeniliyorum.

Bu yanlış bilinç çocuklara küçükken veriliyor. “Hadi çocuğum annene/babana bir çiçek al gününü kutla” istekleriyle, çocuğa bir çiçekle bu görevin yerine getirilebileceği algısı yükleniyor. O çocuk, yetişkin olduğunda bu alışkanlığına devam ediyor. Sadece o özel günde anne/babasını kutlayarak görevini yerine getirmiş sayıp, kendisini iyi hissediyor. Aslında şikayet edilmesi gereken şey, kendi öğrettiklerimiz değil mi?

Yazarken bunları tekrar tekrar düşününce, diğer özel günler yazmayı içim kaldırmadı doğrusu. Üç aşağı, beş yukarı benzer mantıklar, benzer gereksizlikler.

Hem sevgililer günü, hem de anne/baba günü için, eleştiri getirdiğim davranış şekilleri tabii ki herkes için geçerli değil ve genellemiyorum. Sadece böyle davrananlar için geçerli. Sorunsuz ilişkiler (ebeveyn/çocuk, sevgililik) yürütüp, bu günleri de kutlayan insanlar da vardır mutlaka. Bu da bir davranış şekli. Belki de ben yanlış yapıyorum, kutlayanlar doğru yapıyor. Sonuçta her insan kendisini nasıl iyi hissediyorsa öyle davranıyor. Yine de kişisel tarihime bu konudaki düşüncelerimi de not düşmek istedim.

Olay sadece kimlik kayıtlarındaki, evlilik cüzdanlarındaki tarihler ve hep karşı olduğunuz, eleştirdiğiniz sistemin size dayattığı günlerden başka bir şey değil inanın. O bir günü diğer günlere paylaştırın; sevginizi her gün paylaşın, içinizden geldiği için bir araya gelin, içinizden geldiği için hediye alın, içinizden geldiği için eğlenin. Başkalarının belirlemiş olduğu sahte tarihlerde, sahte günler yaratmayın. Diyerek de haddimi aşarak tavsiyede bulunmuş olayım.

Şubat 2019