24 Haziran’da vicdanıma borç vereceğim

24 Haziran seçimleri yaklaşıyor. İkinci tura kalırsa 8 Temmuz’da Türkiye hem yeni cumhurbaşkanını, hem de meclise girecek 600 vekili seçmiş olacak. Belki de hiç ikinci tura kalmayacak 25 Haziran’a tıpkı 16 Nisan 2017’de olduğu gibi büyük bir karamsarlıkla gireceğiz. Normalde siyasetçiler bu gibi durumlarda, “24 Nisan’da bitecek seçimi her iki tarafta kazanabilir, niçin kesin kaybedilmiş gibi düşünelim ki?” gibi yorumlarla her koşulda kazanma şanslarına vurgu yaparlar. Ama ben siyasetçi değilim, hiçbir hesabım da yok. O nedenle ne düşünüyorsam onu söylerim.

Öncelikle uzun yıllar sandığa gitmiyorken, 16 Nisan referandumunda “bu seçim değil, başka bir şey” diyerek gittikten sonra, bal gibi seçim olan, 24 Haziran’da niçin oy kullanacağımı açıklamalıyım. Çünkü binlerce takipçim, fanım bu konuda yapacağım açıklamayı bekliyor günlerdir. Şaka şaka, öyle kimse yok, sen ben bizim kız, bizim oğlan sadece. Ama yine de o havaya girerek açıklamak istiyorum. Hem bakarsınız bir gün buralar hep değerlenir de, yazdığım her şeyi ciddiye alacak okurlar çıkar. Kim bilir?

Seçim tarihi açıklandığında da, bu konuda bir yazı yazmış ve beklentimi şu şekilde dile getirmiştim; “Muhalefette ağırlığı olan İyi Parti ve Saadet Partisi için fazla kafa yormadığım için söyleyecek bir şeyim yok. Ama bu iki parti 24 Haziran seçimlerinde AKP iktidarına son vermek adına ciddi roller üstlenebilirler. CHP ve HDP’ye birlikte bu iki partinin varlığı bu seçimlerde o nedenle birlikte anılmalı. İki nedenden dolayı birlikte anılmalı. Birincisi, sadece bu dört partinin tahmini oy toplamı, AKP+MHP ittifakını ezebilir. İkinci neden ise bana göre çok daha önemli, Türkiye’nin en büyük ihtiyacı olan toplumsal barış bu dört partinin seçim ittifakıyla ete kemiğe bürünür.” ve yazıyı şöyle bitirmiştim; “2002 seçimlerinden sonra ilk kez 16 Nisan referandumunda tehlikeli gidişe dur demek için sandığa gitmiştim. Ve sandığa gitmeyi sadece bu referandumla sınırlı olduğunu söylemiştim. Ama şimdi çok düşündüm; 24 Haziran’da da sandığa gidebilirim. Fakat partilerin tek tek sidik yarışında destek vermek için değil. Ancak böyle bir ittifak için sandığa giderim.” Maalesef beklentim tam olarak gerçekleşmedi. Ama görünen o ki, ikinci tura kalırsa bu ittifaka mecburlar. Daha da önemlisi, HDP barajı aşarsa ve ikinci tura kalınırsa bir şansları var. Kaldı ki, propaganda dönemi başladığından beri, HDP bu ittifakta olmasa bile bu dört partinin gözle görünür bir hoşgörülü olma ve farklılıkları anlayışla karşılama konusunda hassasiyeti var. Bu beni ümitlendiriyor.

16 Nisan referandumunda “Hayır” kaybettiğinde çok tepki göstermiş ve bu sonucu her şeyin sonu gibi görmüştüm. Şimdi düşünüyorum ki, aslında her şeyin sonu değilmiş. Bu seçimler 16 Nisan referandumunun az da olsa rövanşı gibi. Yani o süreç hâlâ devam ediyor. Ya bu seçimleri de RTE kazanacak ve gerçek anlamda tek adam sisteminin yürütmesi iktidara gelecek. Ya da kaybedecek ve daha demokratik, daha çoğulcu bir iktidar seçeneği olacak. Şansımız varsa da 16 Nisan’da başlayan süreci sona erdirecek.

AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana yaşananlar bir tarafa, 16 Nisan’dan sonra neler oldu buna bakmak lazım. Çünkü bu son bir yıl aslında RTE iktidarının ip uçlarını fazlasıyla veriyor. Keyfi KHK’lar, farklı yaşamlara saldırı, keyfi gözaltılar, seçilmişlere hukuksuzluklar, büyük çevre tahribatları, komşu ülkeler ve halklarla kavgalar, küresel güçlerle riskli anlaşmalar, saldırgan politikalar yaşananların sadece bir kısmı.

Şapkamı önüme koyup uzun uzun düşündüm. Şimdi önümde iki seçenek var. Birincisi, yaşam tecrübemden ve hayat felsefemden yola çıkarak, hiçbir koşulda hiçbir siyasetçiyi desteklememek. İkincisi, yaşadığım dünyanın biraz daha bozulmadan kalabilme ihtimalini göz önünde bulundurarak, tecrübelerimi bir kenara bırakıp, yaşam felsefemden de taviz vermek. Oy vermezsem kişisel prensiplerimi ve dik duruşumu bozmadığım için kendimle öğünebilirim. Ama insan haklarına saldırının, doğa katliamlarının, savaşların da önünü açmış da olabilirim. Oy verirsem, artık o sandığa gitmeyen özelliğimi, gizemli duruşumu bozmuş olabilirim. Ama belki biraz daha güzel bir ülkede yaşama ihtimali var hiç olmazsa. Velhasıl, gelecekte yaşayabileceğim pişmanlıklara karşı şerhimi saklı tutarak sandığa gidip, iki + iki= dört eder gibi en kolay aritmetikten yola çıkarak, bu kara dönemin bitmesi için, harç olmaya çalışacağım.

Siyaset kirlidir, kaypaktır, güvenilmezdir, bunlar doğru. Siyaset ince iştir, yüksek muhakeme ister, analitik zekâ ister, geniş perspektif ister. Siyaset görünen değildir, duvarın arkasındakidir. Siyasette, her kelimenin, her cümlenin arkasında başka bir anlam vardır. Bunların da hepsi doğru. Tüm bu doğrulara rağmen, yaşanan süreçte, düz mantık dışındaki argüman ve ayrıntılara takılmadan, pis kokuyu olabildiğince az hissetmek için genzimi kapatarak sandığa gideceğim.

4 Haziran 2018