sanki değil çocuk gibi

bak şu bakışlara, masum ve gri
belki ilk, belki sonbahar
bir çiğ düşer yaprağa;
sanki çocuk

ay akşamdan yitik
son yıldız battı batacak
güneş henüz uykuda
tan atacak
sıcak, sarı sıcak

çok uzaklardan bir yel düşer
alınları yalar geçer.
apansız bir vaha
susuz, çok susuz
diz dayanmaz
derman kalmaz düşer yere
yerden ince bir su sızar;
sanki çocuk

kara bir bulut kaplar
günün tam ortasında
düşer ilk damlalar
yarı açar gökyüzü
gösterir tüm renklerini

bir ceylan gezer yeryüzünde
ne koştuğu bellidir ne yürüdüğü
bir çıkar bir kaybolur
kestiğin anda umudu
ok gibi gelir yanına
kanı düşse toprağa
toprak kanı kurutur
dursan yürür
yürüsen koşar
koşsan kaybolur
baksan güler
gülsen kahkaha atar
tebessüm etsen korkar
pus düşse gözlerine, pınar olur
ağlasan dizinde
boğulur;
sanki çocuk

zorla versen bir ince dal
titreyerek alır
aya baksan bir an
utanarak bırakır
titrek bir mum alevi görse
avuçlar sıcacık; sanki çocuk
beklenmedik bir hüzün düşse
koşarak atar kovuğuna incecik kemiklerini
yorulsa uykusunda
başı düşer pamuk gibi
sanki değil, çocuk gibi

çatılsa kaşları belli belirsiz
susulsa küçük bir an
durdurup tüm akışını
sıcacık bir gülümseme uzatır

aç, susuz kalsa günlerce
eline geçtiği anda bir lokma
açmadan ağzını, uzatsan elini
düşünmeden uzatır elindekini
görse bir küçük olumsuzluk
saklasa birkaç dakika
ateş içini basar
ihanet sayar
onlarca, yüzlerce defa kandırılsa
bininci kez bir insan tanısa
unutur tüm yanılmalarını
ilk kez duyar gibi inanır
her söze

masum bir yarenlik
sadece mutluluk için
yapsa bile ansızın
kızarır yüzü;
sanki çocuk

toplamak, çıkarmak için bilir
rakamları, sayıları
ince hesaptan irkilir
yalındır;

bilinmeze vermez
serini de sırrını da
alır tüm sırları
saklar sadakatle
masum bir suale
verir seda;
saflık, sadelik, berraklık
duruyor sıcacık
kıyılmaz dokunulmaya
elleri açık;
sanki çocuk

incecik bir ses duyulur
gaipten gelir gibi
içinde ateşler yansa da
okşar ruhunu; sanki çocuk
içine bir hüzün çökse
arar sıcacık bir kovuk
görse açık yüreği
boşluğuna bırakır
yüzlerce selam alsa belirsiz
cevap verir kusursuz
yaşar tüm sıkıntıları
içine döner umarsız;
bilmez küçük insan davranışlarını
edilse kaba bir sözcük
en saf haliyle yorumlar
öz’den gelenle yaşar
sanki değil, çocuk gibi

zarif ayak boyun eğse
oturur gibi yavaş düşse
kahkaha atar sakince
ten simsiyah
merhem desen yara sürmez
ilaç versen kaçar içmez
hekim desen, asla gitmez
güler durur

ağlar içi güler yüzü
bilmez kimse çocuk özü
garip bir yolcu gibi
saklar içindekini

dokunsan kırılır ruhu
yüklense incinir bedeni
öyle ince, öyle kırılgan
avucunda yüreği

boşta kalsa ayakları
uçuşur kuşlar gibi
okuyacağı kitabını bulsa
sevinir çocuklar gibi
sanki değil, çocuk gibi

haksızlığa isyan eder
doğru için yalnızlığı seçer
düşünmeden “kral çıplak” der
payelere tamah etmez

hayat uzun ömür kısa
yaşar insan şaşa şaşa
her adımda çeker tasa
alay eder “insanlık”la

çocuk büyür, o büyümez
yüreğinden hiç eksilmez
kan akmazsa sızı geçmez
derin çizilmiş bakışları

örselenmiş öfkesi, çıkmış çığrından
kasılıyor beden, kavruluyor beyin
titreyen yüreğiyle
ha, desen fırlayacak yerinden

kal bir yana, git bir yana
ıslak mı ki gözleri; sanki çocuk…

2009