Karia Yolu’nun tapusu

Ağaçsız Türkevleri tepeleri

Akyaka Yürüyüş Grubu‘yla yaptığım, 25 Nisan’da Ören, Türkevleri’nde başlayan, 28 Nisan’da Bodrum‘da biten yürüyüşün Mazı, Çakıllıyalı‘ya kadar olan iki günlük bölümünde bulundum. Sürpriz bir gelişme nedeniyle üçüncü ve dördüncü günler gruptan ayrılmak zorunda kaldım. O nedenle kafamda daha önceden oluşturduğum format ve dili kullanmadan,

Hem dik, hem sıcakta kıvrılarak yürüyoruz

katıldığım bölümdeki izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım. Katılan arkadaşlar üçüncü ve dördüncü günleri de programa uygun olarak yürüyüp etabı tamamladılar. Bu zorlu yürüyüşü tamamladıkları için hepsini tebrik ediyorum.

Akyaka’dan Ören, Türkevleri’ne gitmek, yarım günlük bir yürüyüş kadar yorucuydu. Şanssızlığımıza eski bir minibüse doluşmak zorunda kaldık. Başka yolcularda olduğu için, bizlerin bir kısmı yerlere çöktü, bir kısmı ise

Termik santral, çok küfür aldın

sürekli viraj olan bu yolu ayakta gitmek zorunda kaldı. Minibüsten indiğimizde midelerimiz ağzımıza gelmiş olsa da, hiç kimse bunu sorun etmedi ve on dakika sonra yola koyulduk.

Neyse ki aşağısı deniz

Benim katıldığım iki günün en yorucu kısmı, “onuncu metreden, iki kilometrelik mesafeye kadar olan bölümdü” desem hiç abartmış olmam. Anında başlayan dik bir yamaç, bir kaç zeytin ağacından başka

Ormanın içinde keyifli bir patika

gelişmiş ağacın olmadığı tepeler, kaç gündür yağan yağmurdan ve serin havadan sonra mevsim normallerinin üzerinde bir sıcaklık ve en kötüsü her doğuya dönüşümüzde Kemerköy Termik Santrali‘nin can sıkıcı bacası ve çıkan duman. Beş yüz elli metre kadar bu şartlarda tırmandık ve minibüsten sonra “dakka iki, gol iki” ruh haline girdiğimi söyleyebilirim. Neyse ki, tırmandıkça gördüğümüz deniz manzarası ve yükseklik coşkusu bir nebze olsun bizi rahatlatıyordu.

Eskiden yapılmış arazi duvarları

Sonrası biraz rahattı; eski taş duvarlı tarlalar, ağacı az olsa da uçsuz bucaksız yeşillik ve arkasından “hah işte, kral yolu dediğin böyle olur” cinsi bir orman içindeki patika. İki büyük tepenin bir yamacından, diğer yamacına geçerken gerçekten görülmeye değer doğal güzelliklerin içinden geçtik.

Yamaçta bir patika

Bu bölümde neredeyse hiç çeşme olmadığı için, yanımızda getirdiğimiz sularla idare ettik. Diğer önemli ayrıntı ise, Karia Yolu‘nun bazı yerlerinin tapulu araziler içinde kalması. İşaretlenmiş yol gidip bir yerde çalı veya taş duvarlarla bitebiliyor. İyi niyetli davranıp, açık alanda

Birinci gün parkur sonu-Bozalan Köyü

işaret aramaya gerek yok, yol duvarın veya kapatılmış çalıların arkasından devam ediyor. Böyle yerlerde cambazlıklar yapmak kaçınılmaz. Ve nihayet öğlenden sonra saat üç buçuk gibi Bozalan Köyü‘ne ulaştık. Oturduğumuz kahvede hem içeceklerimizi içtik, hem de arızalı yerlerimizi onardık.

Çökertme’de akşam sefası

Karia Yolu aslında buradan Gökbel Köyü‘ne doğru devam etmesine rağmen, konaklayacak yer olmadığı için, geceyi geçirmek üzere, işaretsiz patika ve otoyoldan, Çökertme‘ye geldiğimizde yirmi bir kilometre yürümüştük ve saat akşam altıyı geçmişti. Güneş batmak üzere ve akşam serinliğine rağmen bir kısmımız denize girerek serinledik. Sonrası yemek, sohbet ve istirahat.

Gökbel Köyü

İkinci gün kahvaltı sonrası, parkurun başladığı noktaya kadar, zaman sorunu ve aşırı yorgunluk yaratmaması için Bozalan Köyü’ne araçla geldik. Mecburen yürüyeceğimiz iki kilometrelik asfalt yol, çok yorucu olduğu gibi, sinir bozucu da oluyor. Bugün ki yürüyüşümüz önceki güne göre çok daha rahat geçti. Hem yol koşulları, hem çevre güzelliği içinde Gökbel Köyü’ne geldiğimizde henüz öğlen olmamıştı. Burada verdiğimiz moladan sonra, Mazı tepelerinden hemen önce yemek molası da verdiğimizde tüm koylar görüş alanımızdaydı.

Parkur buradan itibaren hep denize nazır ilerliyor. Önce Ilgın Koyu, sonra Mazı

Dere yatağına dönüşmüş patika

Sahil (Hurma), İnceyalı Koyu derken en sonunda konaklayacağımız, Çakıllıyalı Koyu‘na geldik. On altı buçuk kilometre yürüdüğümüz bugün önceki güne göre daha sıcaktı ve vakit erkendi. Her denize girenden “cosss” sesi çıkmış olabilir. Sonrası yine akşam yemeği, sohbet ve…

Çakıllıyalı‘dan, Mazı köy merkezine kadar yalnız yürüdüğüm dört kilometreyi saymazsam, benim için yürüyüşün sonu oldu. Grup, üçüncü gün Çiftlik‘e, dördüncü gün de Bodrum‘a kadar yürüdü. Anlatmak yeterli olmuyor. umarım yazı içindeki ve aşağıdaki albümde doyurucu bir fotoğraf zenginliği bulabilirsiniz.

Ilgın Koyu, Mazı

Bu yürüyüş, bana doğa yürüyüşleri üzerine uzun uzun düşünülmesi gerektiğini öğretti. Doğa yürüyüşlerinin vakit geçirilecek boş zaman ya da macera olsun diye yapılacak bir spor olmadığını öğretti.

Çakıllıyalı Koyu, Mazı

Bu spor diğerlerinden farklı olarak, belli bir kültür erişkinliği, doğada sıradan bir canlı olma bilinci, doğayı dinleme sanatı ve doğayla kesinlikle barışık olma özelliklerine ihtiyaç duyuruyor. Zaman zaman bunlar üzerinde düşünmek ve yazmayı planlıyorum.