Yaralı Balkanlar’da dört gün – 1 Saraybosna, Mostar, Trebinje

Saraybosna Katedrali

Üç kişilik ekibimizle, vizesiz gidebileceğimiz Balkanlar gezimizi Ocak ayında planladık ve biletlerimizi aldık. Gezimiz dört gün sürecekti. Bu da demekti ki, hızlı şekilde dolaşırsak en fazla dört şehir görebiliriz. Saraybosna, Mostar ve Karadağ’ın Kotor ve Budva kentlerini düşünmüştük. Bazı arkadaşların tavsiyesiyle son anda Budva‘dan vazgeçip, tercihimizi Trebinje’den yana kullandık. Araçla dolaşacağımız yol güzergahımızı çizerken, aynı yolları kullanmamaya ve farklı yollardaki güzellikleri de şöyle bir geçerken görmek istedik. Uçakla gidiş ve dönüş şehrimiz mecburi Saraybosna olduğu için keyifli bir 8 yaparak farklı yollardan başladığımız yere geldik.

Trebinje-Saraybosna yolu
Mostar Köprüsü
Tribenje tepesindeki manastır

Bu tür gezi tecrübem hiç olmadığı için, uçakta başlayıp dönünceye kadar düştüğüm bazı durumları da yazmakta fayda var. Daha İstanbul’da Sabiha Gökçen Havaalanı’ndayız. Uçağımız peronda olmadığı için, yolcuları otobüslerle transfer ediyorlar. Otobüse bindik kapıya yakın bir yerde dikiliyoruz. O sırada otobüse binen bir yolcuyla göz göze geldik. Ayıp olmasın diye gözümü kaçırdım ama, bir taraftan da “yahu ben bu adamı tanıyorum” diye düşünerek tekrar baktım. Adam da bana aynı şekilde, yani “gözüm bir yerden ısırıyor” modunda bakıyor. Ben tekrar gözümü kaçırdım ve hızla düşünüyorum, nereden tanıyorum diye. Son kez döndüğümde adam da aynı şekilde hafif de bir gülümsemeyle döndü. Ben artık dayanamadım, “nereden tanışıyoruz?” dedim.  Sanki düşünüyormuş gibi yaptı. Ben tekrar “Şehremini’den mi?” diye sordum. Adam bu defa anlamaz bakınca, ekibimizin dil bilen kaptanı İngilizce “nerelesiniz?” dedi. Adam “Sarajevo” deyince ben ilk golü yedim. Hep birlikte gülüştük. Bu şapşallıklar gezi boyunca devam etti tabii, sırası geldikçe bahsedeceğiz.

Sutjeska National Park

Birinci gün Saraybosna’yı gezip ve orada konaklayıp, ikinci gün sabahı Konjic üzerinden öğlene doğru Mostar’a geldik. Mostar’da beş saat kadar gezip tekrar yola çıkarak, Blagaj, Nevesinje, Zovi Do, Narat ve Bileca şehirlerinden geçip, Bileca Gölü’nü sağımıza alarak, (ki, Saraybosna-Karadağ sınır karakollarının da olduğu bu yolun bir kısmı oldukça bozuk ve dardı) Grahovo üzerinden akşamüstü Kotor‘a

Trebinje’de Arslanagic Köprüsü

ulaştık. Kotor, Adriyatik Deniz’ine açılan iç denizin kıyısında. Deniz kıyısıyla buluşan yoldan sonra Kotor merkezine gitmek için yirmi kilometre yol yapmak gerekiyor. İkinci gün sonuna kadar ve üçüncü gün öğlene kadar Kotor’u gezip, öğlende hareket ettik. Kıyı boyunca Novi’ye kadar gidip, Grap üzerinden

Milivoje Bokic’in eserlerinden

Trebinje’ye öğlenden sonra ulaştık. Günün kalan zamanında ve dördüncü gün öğlene kadar Trebinje’yi gezerek,  Mosko, Bileca Gölü’nü yine sağımıza alarak (gelişimizin karşı kıyısı ve sonrasında geliş yolumuzla on kilometrelik bir kesişmesi oldu) Stepan, İzgori, Tjentiste, Foca, Miljevina, Varos, Madari üzerinden Saraybosna’ya geldik ve gezimizi tamamladık.

Saraybosna‘ya indikten sonra iki defa sınır geçtik ve hiç bir problemle karşılaşmadık.

İzlenim yazısını çok uzun olmaması ve sıkmaması için iki bölüm halinde yayınlamayı uygun gördüm.

Başçarşı önü-Saraybosna

Birinci bölümde, Saraybosna, Mostar ve Trebinje, ikinci bölümde ise sadece Kotor yer alacak. Hem elimizdeki görsel zenginliği açısından, hem de bizde bıraktığı etkisi nedeniyle Kotor bunu hak ediyor diye düşündük.

 

Her şehirde dikkatimizi çeken bazı ayrıntılara öncelikle belirtsem iyi olacak.

Saraybosna

Trafik

Şehir içinde ışıklara kesinlikle riayet ediyorlar. Yeşil ışık yanıp sönmeye başladığı andan itibaren duruyorlar. Trafik ışıklarının olmadığı yaya geçitlerinde, yayalara öncelik veriyorlar. Özellikle Saraybosna’da park yeri ciddi sorun. Ücretsiz park edecek bir yer bulmak çok zor. Otopark fiyatları ise en pahalı şeyleri ve çok farklı. Geceliği, 20 TL. ve 48 TL. arasında değişebiliyor.

Saraybosna Nehri

Onun için araştırmakta fayda var.

Saraybosna Katedrali arkasında nü heykel

Şehirler arası yolları Türkiye yollarıyla kıyaslarsak biraz sıkıntılı. Neredeyse her yerde tek şeritli çift yönlü yol var. Bazı yollar tek şerit olmasına rağmen kamyon ve tır geçerken çok dikkat etmek gerekiyor. Yine şehirler arası yollarda emniyet şeridi yok. Yayalar, bisikletler, traktörler gidiş yönünü engelleyebiliyor. Hız sınırı tabelaları her yerde yok. Zira olsa da, dar ve virajlı olduğu için en fazla altmış, yetmiş kilometre hızla gitmekte fayda var. Yollarda fazla polis yok. Ama olan yerlerde emniyet kemerine özellikle bakıyorlar. Yine farları hep yanık tutmak da oralarda önemli.

Şehirler arası yollarda pek çok tünel var. Tünellerde oldukça dikkat etmek gerekiyor. Çünkü çift yönlü ve tek şeritli bu tünellerin çoğunda ışıklandırma yok.

Bob Marley Mostar’da bir duvarda

Ve en önemlisi şehirler arası yollarda sollama yapmak. Birincisi, çok viraj var uygun yer bulmak zor. İkincisi, “sollama yasağı bitti” tabelasına çok güvenmeyin. Görüş alanı olmayan yerlerde bile bu tabelalar var. O nedenle siz kendi görüş alanınızı esas alın. Bir de sollama yaparken, normali buymuş gibi sinyal vermeden çıkıyorlar. Bunu da göz önünde bulundurmakta fayda var.

Mostar yolu üzerinde Konjic Nehri

Tatildesiniz, aman acele etmeyin ve sakin olun. Her halükârda yollar bitiyor.

Çevre temizliğinde şehir merkezleri gayet iyi. Lakin şehirler arası yol kenarları maalesef Türkiye‘ye benziyor.

Alışveriş 

Özellikle Sarayabosna’da ama genelde her yerde dükkanlara bakarken, alnımızda yazıyormuş gibi “buyurun”, “hoş geldiniz”, “selamünaleyküm” gibi Türkçe kelimelerle dükkanlarına davet ediyorlar.

Saraybosna’da aktar vitrini

“Hay ulan, bizi tanıdılar” hissi uyandırıyor insanda. Hatta şöyle bir olay da yaşadık. Saraybosna’ya gittik otele eşyalarımızı bırakıp önce bir yemek yiyelim dedik. Daha çarşının nerede olduğunu bile

 

Başçarşı – Saraybosna
Tarihi binadaki kurşun izleri – Saraybosna

bilmiyoruz, Cevabi (Balkanların köftesi) yiyecek yer arıyoruz. Bulunduğumuz cadede  yiyecek üzerine fazla dükkan da yok. Oysa daha sonra gördük ki, yemek, cafe işinin esas olduğu Başçarşı’ya henüz gelmemişiz. Neyse, “Pakera”nın yiyecek olduğunu duymuşuz ya, vitrininde yazan yere girip “Cevabi” sorduk. Onlar yapmıyormuş ama, sokağın içinde varmış. Küçücük bir dükkana geldik. İçeride iki kadın var. Bizi görünce “buyurun” dedi birisi. Ben hemen “nereden anladınız yaa?” dedim. Hiç cevap vermediler. Başka şeyler de söyledim. Tık yok. Anladık ki, sadece birkaç kelime biliyorlar. İkinci golü de böyle yedim. Ama orada yediğimiz

Sokak ve Katedral – Saraybosna

Cevabi’nin tadını hiçbir yerde alamadık. Saraybosna Katedrali’nden nehire doğru giden yolda birinci sokak; Garo Fast Food.

Şehitlik yolu – Saraybosna

Bunun dışında, önceden fiyat sormakta fayda var. Kotor dışında yeme, içme Türkiye’ye göre biraz daha ucuz. Ama meşrubat ve su ucuz değil. Kotor’da Eski Kent (Old Town)’daki fiyatlar Türkiye’yle aynı. Alternatif olarak marketlerden alışveriş yapmak mümkün. Bira fiyatları marketlerde, iki buçukla beş Türk Lirası arasında değişiyor. Saraybosna, Mostar ve Tirebinje’de Bosna Hersek Markı (KM) kullanmakta fayda var. Kotor’da ise Euro geçerli. Dolar’a karşı antipatileri var. Mümkünse kullanmayın.

Yakıt Bosna Hersek sınırları içinde Türkiye’den daha ucuz. Altı yüz kilometre yol yaptık, 120 TL’lik yakıt harcadık.

Trebinje ve Nehri

Ama istasyonlar arasında fiyat değişikliği olabiliyor. Sadece Kotor’da Türkiye’den daha pahalı.

Şehirler arası yollarda görülmeye değer yerler

Klinje Gölü

Gezdiğimiz tüm şehirler nehir kenarlarında. Öyle eskiden nehirmiş de şimdi olmuş dere nehirleri değil. Bayağı gürül gürül ve çoğunlukla berrak akan nehirler. Saraybosna-Mostar arasında Konjik Nehri’de öyle bir yer. Şehrin iki yanını birbirine bağlayan köprüsü ve neredeyse elli metre genişliğinde akıntısıyla, kenarındaki yeşilliğiyle mutlaka on dakika da olsa görülmesi gereken bir yer.

Mostar-Kotor arasında Nevesine’de görülmeye değer tarihi binalar, tepesinde bir tapınak ve kale bulunmaktadır. Nevesine’yi geçtikten on kilometre kadar sonra Blagaj Nehri, dinginliği ve kıyı güzelliğiyle mutlaka mola verdirir. Nehir kenarında oturmuş biralarını içen yemeklerini yiyen köylüler görürsünüz. Ağaçsız ama yemyeşil uçsuz bucaksız ovalara tepeden bakıp, Blecka Gölü’nü sağınıza alıp, tepeden uzun süre seyredebilirsiniz.

Kotor-Tribinje yolunda, Kameno tepelerinden Kotor’un bulunduğu iç denizle Adriyatik Denizi’nin birleştiğini görebilirsiniz.

Blagaj Nehri

Trebinje-Saraybosna yolunda önce Blecka Gölü’nü bu defa batıdan bütün kıvrıntılarını dolaşabilir, Drazlijevo’nun girişinde Klinje Gölü kenarındaki masalarda dinlenip, mevsim uygunsa göle girebilirsiniz. Tjentiste’de Sutjeska National Park’ın girişindeki dev anıtın bulunduğu tepeye çıkıp, rengin her çeşidini barındıran dağlık ormanı izleyebilir, hemen karşı tepedeki İkinci Dünya Savaşı‘ndan kalma sığınağı

Sutjeska National Park Anıtı

görebilirisiniz. Bu yol kenarları Saraybosna’ya kadar hep akarsu, bazen sağa, bazen sola geçiyor, bazen gelişinize, bazen gidişinize akıyor, bazen farklı kollardan gelip birleşiyor, en sonunda Foca’da muhteşem bir nehir oluyor. Foca girişindeki köprüden bu güzelliği mutlaka görmelisiniz. Özellikle bu yolda, kısa kısa tüneller ve sadece kayalar delinerek yapılmış yollardan geçersiniz. Sürekli bir kanyonda yol alıyorsunuz.

Foca Nehri

Bosna Hersek’in Karadağ’a yakın sınırları içinde Sırp yerleşim yerleri var. Burada Sırpça isimler, bayraklar insanı bir anda “yanlışlıkla Sırbistan’a mı geldik” diye düşündürüyor. Bunlar iç savaş ve bölünme sonrası çözülememiş sorunlardan dolayı. Sizi şaşırtmasın. Zaten Sırplıların yaşadığı bölgeleri geçip, Bosna Hersek sınırına geldiğinizde,  gerçek anlaşılıyor.

Bu kadar köprüden, akarsulardan, yeşillikten bahse dince her yer böyleymiş gibi de anlaşılmasın. Özellikle tüm sınır bölgelerindeki yerleşim yerleri, hiç ağacı olmayan dağlık ve bozkır. Biraz bizim Orta Anadolu’ya benziyor.

Saraybosna

Milli Kütüphane – Saraybosna

Saraybosna’da ilk göze çarpan bazı binalarda hâlâ duran iç savaştan kalma kurşun izleri. Şu an burada turistik gezi yaparken, çok değil yirmi beş yıl önce aynı ülkenin farklı kimlikteki insanları bir birlerini öldürüyordu. Muhtemelen fotoğraf çektiğimiz yerlerden makinalı tüfeklerin tetiğine basılıyordu. Şehrin hemen yanı başındaki bembeyaz şehitlik tüm kasvetiyle, binalardaki kurşun deliklerinden sonra daha da düşündürüyor insanı. Şehrin en işlek caddesinde İkinci Dünya Savaşı şehitleri anısına yakılan ateş ise hiç sönmeden sürekli yanıyor.

Sebil Meydanı – Saraybosna

Birçok kalbi yakıyordur da.

Görülecek tarihi yerlerin başında, Saraybosna Katedrali, Başçarşı, çarşı içinde cami minaresiyle, saat kulesini aynı kareye sığdırmak mümkün.  Milli Kütüphane’nin binası muhteşem. Karşı kıyıda Ulusal Müze binası yine öyle. Şehrin tamamen içinden geçen nehir boyunca, çevresinde

İnat Evi – Saraybosna

güvercinleriyle Sebil’i, nehrin tam karşısında İnat Evi’ni, akıntıya doğru gittiğinizde, düz köprüleri, kavisli köprüleri, Latin Köprüsü’nü görmek mümkün. Başçarşı’nin içinde Morica Han, camiler ve kiliseler tarihi dokusunu koruyor. Başçarşı’dan ters istikamete, tepedeki kaleye giden yolun girişinde bakırcı dükkanları, Osmanlı Mezarlığı

Cami ve Saat Kulesi – Saraybosna

Şehitlik ve tepede kale. Kaleden bütün şehir görünüyor. Bilinen tarihi yerler dışında yeni yerler keşfedilebilir.

Sebil – Saraybosna

Şehrin merkezine doğru ilerlerken yanınızdan geçen eski tramvay, sizi bin dokuz yüz elliler İstanbul atmosferine götürebilir. Bazı yerlerde yaya yolları çok dar olduğu için tedbirli yürümekte fayda var. Sıyırıp geçiyorlar. Saraybosna Katedrali tüm heybetiyle şehrin tam göbeğinde.

Bunların dışında zamanınız varsa girdiğiniz her sokakta ilginç bir yapı, duvar yazıları, terk edilmiş binalar bulmak mümkün. Ana caddedeki bir çok eski  binanın girişinde ilginç heykeller, kabartmalar, mimarilerindeki incelikleri görebilirsiniz. Saraybosna tam bir kültürler beşiği. Avrupa’daki her uygarlık kendisinden bir iz bulabilir.

Saraybosna ve Nehri

Saraybosna’da eğlence seçeneği çok fazla. Her türlü cafe-bar, gece kulübü, farklı alkollü mekanlar mevcut. Ve oldukça rahat. Kendi tarzınızda bir yer bulmak çok da zor olmayacaktır.

Ulusal Müze – Saraybosna
Latin Köprüsü – Saraybosna

Çay tiryakileri Saraybosna’da son çaylarını içip, ondan sonra diğer şehirlere gitmeliler. Başçarşı’da yan yana “Çaykur Cafe” ve Çaykur Bakkalı” tabelalarını görünce sevinebilirsiniz. Ama beş dakika sonra gelen çayın sallama çay olduğunu anlayınca üzülebilirsiniz. Diğer yerlerde bu bile olmayacağı için, kendinizi teselli edin. Yemek seçeneği çarşı çevresinde oldukça fazla. Ama, Cevabi köftesini ve Pakera yazan fırınlardan değişik böreklerini tatmakta fayda var. Türkiye’dekilerle aynı malzemelerden yapılmış gibi görünse de, tatları oldukça başarılı.

Mostar

Birazdan Mostar Köprüsü’nden atlayacak

O gün Mostar’da halk koşusu varmış. O nedenle aracımızı oldukça uzakta bırakıp yürüyerek gittik köprü çevresine. Mostar’daki bazı binalarda da kurşun izleri var. Bazıları da harabeye dönmüş ve öyle kalmış. Mostar şehrini de köprü ayırıyor. İç savaştan sonra kentin bir tarafında Boşnak Müslümanlar, diğer tarafında ise Hırvatlar yoğunlaşmış. O nedenle camiler, Yunus Emre Kültür Merkezi aynı yakadalar. Tarihi yerlerin bir çoğu Mostar Köprüsü çevresinde. Kentin turizm kalbi köprü çevresinde atıyor. Lokantalar, cafeler, hediyelik eşya dükkanları hepsi bu bölgede. Köprüye çıkan taş yol oldukça ilginç. Türk turistlerin çokluğu dikkat çekiyor.

Mostarlılar köprüyü ilginç bir gelir kaynağı yapmışlar. Üç dört kişilik bir ekip sırasıyla üzerinde sadece şort olduğu halde köprünün korkuluklarına çıkıyor atlayacakmış gibi yapıyor. O anda herkesin dikkati oraya yoğunlaşıyor.

Yunus Emre Kültür Merkezi – Mostar

Köprü üstünde ve altında insanlar fotoğraf çekmek için hazırlanıyorlar. İnsanlar atlamayı beklerken, şapkasını açmış birisi dolaşıyor ve para istiyor. Yani, atlama anını görüntülemenin bedeli. Eğer yeteri kadar para topladılarsa, biraz sonra atlama gerçekleşiyor. Toplayamadılarsa, atlayacakmış gibi yapan kişi korkuluklardan iniyor. İnsanlar önce bir hayal kırıklığı yaşıyor. Sonra başka bir atlayıcı çıkıyor ve tekrar şapkalar açılıyor, paralar toplanıyor.

Mostar Köprüsü’den Nehir

Ve bir süre sonra da atlama gerçekleşiyor

Tarihi Mostar binasında kurşun izleri

İnsanlar fotoğrafını çekiyor.

Mostarlı Mustafa’yla tam bu olay yaşanırken tanıştık. Ben atlayacak mı atlamayacak mı diye bakarken, elli beş altmış yaşlarında bir adam geldi yanıma, Boşnakça bir şeyler söyledi. Ben de Türkçe “atlayacak mı?” dedim. O da bana tekrar tekrar “preskociti” dedi. Sonra ben de ona, “atlamak-preskociti” dedim tekrar tekrar. Sonunda atlamak kelimesinde anlaştık. Benim birisiyle cebelleştiğimi

Mostar Köprüsü’nün altı

görünce kaptanımız yanımıza geldi. Yine neler çeviriyorum diye. Mostarlı adam bu defa İngilizce konuşmaya başladı. Çok uzun bir konuşma oldu. Ben aralarda birkaç harf bulurum da çıkarım yaparım diye pür dikkat izliyorum. Arada anladığım

Mostar’da bekeyen hüzün

bir şey olursa, teyid ediyorum. Mostarlı Mustafa’nın hikayesi kısaca şöyle: Genç yaşta İtalya’ya yerleşiyor. Yirmi yıl yaşadıktan sonra, 1990’ların başında Sovyetler Birliği de parçalanınca, ülkesinde bir şeyler olacağını yine kendisi gibi İtalya’da yaşayan bir kadın arkadaşıyla seziyorlar. Ve “ülkemizde bu kadar sorun varken bir niye buradayız?” diyerek Mostar’a dönüş yapıyorlar. İnsanlara iç savaş çıkacağını, tedbir almak gerektiği anlatmaya çalışıyorlar. Kimse inanmak istemiyor

Mostar Nehri’ne karışan ırmak

ama 1992’de Sırp uçaklar Mostar’ı bombalamaya başlıyor. Sivil halk içinden bunlar ancak otuz kişilik bir milis kuvvet oluşturuyor ve Müslüman yakayı sınırlı sayıda silah ve mühimmatla korumaya çalışıyorlar. Açlık baş gösteriyor. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar hepsi zor durumda. Ana yoldan

Cem, Mostarlı Mustafa, ben, Güney (soldan sağa)

Birleşmiş Milletler araçlarının geldiği haberini alıyorlar. Bir ekip kurarak gece arabalardan yiyecek çalmaya karar veriyorlar. Ama aralarında kesin karar alıyorlar. BM askerlerine hiç zarar vermeden yapılacak bu eylem. Beşyüz yıllık Mostar Köprüsü dahil, kenti birbirine bağlayan tüm köprüler 1993’ün sonuna kadar yıkılıyor. Çok büyük sıkıntılar çekiyorlar savaş sona erinceye kadar.

İç savaşı en uç noktada yaşamış olan Mostarlı Mustafa olayların siyasi

Mostar’dan bir görünüm

analizini ise şöyle yapıyor. “Amerika, İsrail ve İngiltere Yugoslavya’yı dağıtmak için bize oyun oynadılar. Önce birbirimize karşı kışkırttılar, Milesoviç’de bu oyuna geldi ve kendi halkına saldırdı. Şimdi dönüp baktığımızda, ne içindi tüm bunlar, değer miydi bu kadar insanın

Boşnak tarafındaki kale – Mostar

ölmesi, şehirlerin yıkılmasına diyoruz. Aynı şeyi Irak’a da yaptılar, şimdi de size yapıyorlar. Dünyayı parmaklarında oynatıyorlar.”

Mostarlı Mustafa oraya gelen turistlere de kızıyor; “gelip fotoğraf çekip, eğlenip gidiyorlar.

Mostar Köprüsü yolu

Bu köprünün tarihinden ve başına gelenlerinden çoğunun haberi bile yok”.  Bir de hatıra fotoğrafı çekip ayrılıyoruz Mostarlı Mustafa’dan.

16 Nisan Referandum sonuçlarından sonra Mostarlı Mustafa‘nın anlattıkları beni daha çok tedirgin etti doğrusu.

Mostar’da yemek seçenekleri çok fazla. Biz klasik bir lokantaya gittik ve onların usulünde yapılmış

Kadın heykeli – Mostar

farklı şeyler yemek istedik; Küfte (ahçı kadın öyle dedi), soğan dolması, risotto, lahana sarması ve harika bir çorba. Gece kalmadığımız için akşamlarının nasıl geçtiği konusunda düşüncemiz olmadı.

Tirebinje

Trebinje Çarşısı (Osmanlı Mahallesi) duvarı

Kalacağımız yeri önceden rezervasyon yaptığımız için, navigasyonun şehrin girişinden, aparta kadar giden yolları görünce, önce bir “eyvah” çektik. Budva yerine burayı seçerek yanlış mı yaptık yoksa diye düşündük. Çünkü önceki gecede internette okuduğumuz bir gezi yazısında, “akşamları 20:00 den sonra dolaşmanız iyi olur” gibi bir yorum, başka bir yazıda da,

Osman Paşa Cami – Trebinje

“bize dik dik baktılar canımız zor kurtardık” özeti çıkacak başka bir yazı okumuştuk. Üzerine, tam bir gecekondu mahallesindeki apartta kalacağız. Neyse ki, bunlar doğru çıkmadı. Trebinje bir gün olsa bile gezilmeyi hak ediyor bize göre.

Trebinje Şehitler Anıtı

Biraz araştırdığımızda önce şehrin merkezine ve tabii ki nehir kıyısına gitmemiz gerektiğini çözdük. Şehrin merkezindeki ana köprüyü (ana köprü diyorum, çünkü burada da öyle nehir boyunca şehrin iki yakasını birbirine bağlayan köprüler var) geçip görülecek yerlerin olduğu bölgeye geldik. Kale-yüksek duvar arası bir yapı, caddelere açılan kapılar ahşap, çok güzel bir yere girdik. İçinde tek veya iki katlı evler, iki cami ve çok sayıda dükkan var. Dükkanların tamamına yakını cafe bar. Birkaç tanede sadece yiyecek üzerine dükkan var. Ortam çok güzel, hepsine girilebilir. Bu yapı bir tarafını da nehre yaslamış durumda. Nehre açılan kapıdan çıkıp, su kenarında

Trebinje köprülerinden

fotoğraf çekilip oturulabilir. Buraya Osmanlı mahallesi diyenler de var.

Kaleden çıkıp, çevredeki heykelleri ve tarihi yapıları dolaştık; İkinci Dünya Savaşı şehitlik heykelleri, park içinde farklı heykelcikler var. Şehrin iki tepesinde iki dini yapı var.

Eski su değirmeni – Trebinje

Birisi bu taraftaki tepede eski ama, restore edilmiş bir manastır (buranın uzaktan fotoğrafını çektik), diğeri de bizim konakladığımız yerin tepesinde yeni yapılmış Saborna Crvka Klisesi (bu tepeye çıkarak, kilise ve çanını yakından görebildik). Kale dışından nehir boyunca biraz yürüyünce, nehre nazır güzel bir yapı içinde heykeller görünüyordu.

Heykel çeşme – Trebinje

Merak ettik girdik. Bizi karşılayan kadın, bunların tamamının babası Miljove Bokic tarafından sadece ahşaptan yapılmış olduğunu söyledi ve görmemize izin verdi. Hepsi olağanüstüydü. Bir ahşap hastası olan ben, sırf bunları görmek için bile buraya gelebilirdim.

Sonra tekrar geldiğimiz köprüden geçip karşı kıyı boyunca yürüdük. Burası bisiklet ve yürüyüş yolu olarak düzenlenmiş. Her yerden nehire temas mümkün. Piknik yapan aileler, balık tutan yaşlılar, akşam sohbetindeki insanları geçip

İkinci Dünya Savaşı Şehitler Anıtı – Trebinje

beş yüz metre yürüdüğümüzde 1574’de Sokollu Mehmet Paşa anısına yapılmış

Saborna Crvka Klisesi – Trebinje

Arslanagiç Köprüsü’ne kadar yürüdük. Oradan yeniden karşıya geçip şehir merkezine geçtik.

Saat 22:00’ye kadar kalede vakip geçirip, “yolumuz tenha, ne olur ne olmaz” diyerek, daha önce arabayla geçtiğimiz yerleri yürüyerek

Arslanagic Köprüsü – Trebinje

geçerek konaklayacağımız mahalleye geldik.O saatlerde bile sadece gençler değil, on üç-on beş yaş arası çocuklar bile şehirde ebeveynleri olmadığı halde geziyor, parklarda oturuyorlardı.

Devam edecek… 2- Kotor